Page name

 Köşe Yazarları

Köşe Yazarları

Aziz ERDOĞAN

İstanbul, zarafetiyle şehirlerin sultanı; kültürüyle, sanatıyla medeniyetlerin buluşma noktasıdır. Efsane şehir, bu kimliğiyle gönlümün diğer yarısıdır.

Gökyüzüne yükselen birliğimizin ve dirliğimizin sembolü minareleri el açar semaya. Gümüş kubbelerinden rahmet yağar başlara, teslim olur gönüller o kutlu duaya. O vakit gökteki ayın tılsımlı bakışları görürsünüz. Kalplerimiz yumuşar, rahmet yağar gönlümüze. İstanbul sarmalar bizi, bülbüller dile gelir: “Ey, bağışlaması bol rabbim!” diye kalkan ellerimizde güneşin ve ayın ziyası beliriverir. Camilerden güvercin sesleri duyulur, ilahi bir nur akar çeşmelerden. O an koca şehir mütedeyyin ve müteşekkir bir eda ile diz çöker, toprak baş üstünde taşır eşrefi mahlûkatı; gönlü rahattır. Bu huşu ile diller lal, kelimeler dizelere ram olur.
“Sülün minareler, hilâl kubbeler…
Rabb’im bu ne sabır, bu ne emektir?
Ceşme çeşme nakışlanmış tepeler,
İstanbul, biraz da Sinan demektir.”

Bir Efsane vardır hani, Kız Kulesi nice kızların umutlarını boyamıştır kırmızıya. Saçları upuzun kız, bakadurur kuyuya. Seyre dalanları nihan boyuna, zarif parmaklarına hayran bırakır.

Üsküdar’da içli bir ney’in derûni üflenişi sızlatır gönlümüzü. Galata dinler uyanmak istemediğimiz rüyamızdan süzülen sözümüzü. Haliç, Boğaziçi, Sadabat, Kağıthane Nedim kesildiğimiz şarkılarda dile gelir, Çamlıca’dan esen rüzgar okşar yüzümüzü. Yerebatan yankı verir, nağmelere. Ayasofya, Süleymaniye, Sultanahmet, Dikilitaş can üfler, dizelere. Ey şairler sultanı, edipler mihmandarı koca şehir, sen denizde gemilere yol gösteren yunusları bile musikişinas yaparsın.
“Cumbalı bir evde taksim sesi var,
Tamburu bu akşam Cemil çalıyor.
Gazelle, şarkıyla geliyor bahar,
İstanbul, bu akşam Münir oluyor.”

İstanbul, bitmeyen masal… Türkçe bu masalın en güzel perisi… Âşıkları kâh tarihe yolculuk eder; Fatih’le denizde yürür, Galata’da Galip Dede’ye selam durur. Kâh Süleyman olur, surlarda gezer; Sinan olur bir mabet inşa eder. Bazen Orhan Veli olur, bir türkü tutturur; bazen Necip Fazıl olur, Üsküdar’ın camlarında yangın çıkarır.

İstanbul gerçek eder, bütün dilekleri. Arşı omuzlar gökyüzüne uzanan direkleri. Hayran bırakır kendine teşne olan yürekleri. Çatısının altında gündüz eder geceleri. Her rüyada seni görür, ömrünü sana adamış niceleri.
“İstanbul’un süt kokulu Türkçesi,
Bir hanım/elinde çiçeğe döner.
Masalla canlanır bin bir gecesi,
İstanbul’da hayal, gerçeğe döner.”

Çok ötelerden gelen mehterin sesiyle İstanbul Fatih olur, çağları deveran eder. Nice yenilmez cengâverleri dem be dem kurban eder. Kayser-i Zemin olur, kıskandırır sultanları. Bağrında misafir eder, asırlara şahitlik eden nice canları. Tarihin ayak seslerini duyarım bu şehirde. Mehterin kösü kalbimde vurur. Seni fetheden Fatih’e hayrandır insanlar. Burçlarında yıllardır bekleyedurur Eyüp Sultanlar, Ulubatlı Hasanlar...

“Sur dibinden hâlâ sesler geliyor,
Fatih, İstanbul’u yoklar gibidir.
Ulubatlı Hasan bayrak oluyor,
İstanbul, Fatih’i bekler gibidir.

Surlardan bir başka görünür, İstanbul. Mest eder insanı, Sultanahmet’in çinileri, Bayezıt’ın sütunları, şehrin Arnavut kaldırımları… Artık, mavisi denizlerinde bambaşkadır. Bu, mavilerin en safı, en temizi; bilmem ki semanın mı denizin mi rengi? Hiç fark etmez, mavi anlamını ona borçludur. İstanbul renklerin anasıdır. Bütün renkleri misafir eder, o sevgili. Dudakları çingene kırmızısı, gözleri kömür karası… Bazen koyu, bazen açık, çoğu zaman durgundur. Renkler çağlar boyu İstanbul’a vurgundur. Onları yüzyıllardır kucağında besler, büyütür. Yeşili mevsimlerin şahı ilkbaharı kıskandırır.
Bir kilimdir İstanbul, bin bir renk desen desen
Açık, koyu mavisin; sarı da sen mor da sen
İnsanı dinlendirir, huzur verir her köşen
Gönülleri süsleyen bir levhasın İstanbul

Eyüp’te kendimi insan seline bırakır, kalbimin ritmini güvercinlerin kanat seslerine katar; Mısır Çarşısın’da, Mahmutpaşa’da, Nur-i Osmaniye’de süzülerek İstanbul’u koklarım. Kapalıçarşı’da yürürken farklı dünyalara misafir olur, sahaflarda sarı sayfalar arasında kendimi bulurum.

Yağmur aruzdur, İstanbul’da. Islatır insanları o yağmur, yumuşatır kalpleri, titretir gönülleri… Ve mübarek gecelerde rahmetin adı olur. Bir damla düşer gökyüzünden sedefin bağrına. O damla o kadar ince, o kadar kırılgan, o kadar masumdur ki bu asaletiyle dürr-i yekta olur.
“Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik
Bir güzellik doluyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma
Gözlerin İstanbul oluyor birden.”

Erguvanlar…. Baharı İstanbul eyleyen güzel… Her çiçek sana meftun, laleler sana özel… Otur ve dinle. Kuşların aşk bestesi duyulur, Emirgan’ın Çamlıca’nın sırtlarında. Sahil boyu gül kokusu sunar, fesleğenler, yasemenler… İstanbul’u içine çek, teneffüs eyle baharı.

Bunca güzelliği gururlanmadan taşır mı sanırsın yedi tepesi? Hepsinin gazeli bin bir çiçekte saklı. İşte İstanbul şair ruhuyla bütün şehirlerden farklı… Hikâyesi uzun, renkleri canlı, şarkıları içli, şairleri gür edalı… Hatırlamamak olur mu Bakî’yi, Nedim’i, Yahya Kemal’i.
“Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.”


                                                                                                                                Aziz ERDOĞAN
                                                                                                                           
bizimaziz@hotmail.com