Page name

 Köşe Yazarları

Köşe Yazarları

Tahsin AKPINAR

Sivas’ın Ruhu Mücerret Markaları ve Kızılırmak’ın Yürek Sızısı

Tarihte Anadolu Medeniyetlerinin önemli bir ilim, kültür ve edebiyat havzası olan Sivas, hak ederek elde ettiği bu mühim konumunu, Cumhuriyetin ilanıyla gün be gün kaybetmiş ve demografik hazinesini sanayileşmenin getirdiği göç dalgalarına kurban vermiştir.

Şems-i Sivasi, Pir Sultan Abdal, Nuri Demirağ, Âşık Veysel, Muhsin Yazıcıoğlu gibi nice değerleri bağrında yetiştiren ve medeniyet dünyamıza hediye eden Sivas; Divriği Ulu Cami ve Çifte Minareli Medrese gibi eşsiz eserlerini hala bir medeniyet kalesi gibi göğsünde taşımaktadır.

Yazık ki bu eşsiz mücevherat marka değerine doğru taşınmakta geç kalmış gibi..!

Kızılırmak’ın yürek sızısı bundandır belki de…

‘Altıncı şehrin altın çağını’ aramaktadır diyar diyar, vadi vadi… Ve kendini kara denizlere vurmakta arar merhemini…

Bir ihtimal ki bu hasretliktir onu kan kızıl gözyaşlarına boğan…

Kızılırmak Sivas’ımızın hak ettiği yerden uzaklaşması sonucu yıllar yılı, kızıl kızıl akmakta ve Sivas’ın develere tay olmuş dertlerini kara kara denizlere taşıyıp dökmektedir..!

Belki, 1243 yılında Köse Dağ’da vuku bulan Türk tarihinin adeta utanç sayfalarına geçmiş Köse Dağ Savaşına ev sahipliği yapmanın mahcubiyetinden dolayı akıyordur kızılca yanaklarımızdan…

Belki de İlhanlı Hükümdarı Timur’un atlarının ayakları altında askerlerine çiğneterek ecelsiz toprağa gömdüğü binlerce sabi sübyan evlatlarınadır bu döktüğü kızılca gözyaşları…

Köse Dağları’nın başlarındaki ağartıda bundandır…

Kartal yuvalarındaki matemin ve ezan sesine uluyan kangal köpeklerinin ulumalarındaki esrarının sebebi mucibi de budur belki…

Belki Veysel’in titrek ellerinin tuttuğu mızrabın vurduğu tellerden yayılan tınının, tütün tütün kıvrılarak dumanlı dağların başına mekân tutan, yurtsuz kalmış hislerin tutulduğu ateşli histeridir bu kıvrılmanın sebebi…

Belki Veysel’in cihanşümul namelerinin insanlığa taşınırken manevi ağırlığından dolayı Sivas’ın döktüğü terdir kızıl kızıl…

O Veysel ki gözleri kör gönlü açık… Bu toprağın evladı ve bu toprağın sesi…

Diyarı gurbette ekmek kavgası veren milyonu aşkın Sivaslının güç birlikteliğinden meydana gelecek sinerji ise harekete geçirileceği, keşfedileceği günü bekliyor sabırsızlıkla.

Kayseri’de, Ankara’da, İstanbul’da ve Anadolu’nun birçok yerinde mesken tutmuş Sivas’ın evlatları, kendilerine yakışır bir vizyonla, küçük hesaplar yerine ‘büyük sonuçların büyük hesaplardan sadır olabileceğinin’ bilinciyle artık harekete geçmeli değil mi?

‘Sivas, Sivas olalı böyle zulüm görmedi’ diyen Sivaslı yaşlı amcaların yüzünü güldürebilmek için, Sivas’ın bağrında yatan evrensel markalarının vizyona çıkartılmasının vakti gelmiş olmalı artık.

Yiğidin harman olduğu bu topraklarda, umudun derman olacağını da bilmek, unutmamak gerektir..

Muhsin Yazıcıoğlu ağabeyimizin yiğit tavırlarında mücessem olan Sivaslılık ruhunu bayraklaştırıp yeni yeni ufuklarda dalgalandırmak da bizlere düşüyor olmalı..!

Halil Rıfat Paşa gibi hizmet etmeli Sivas’a…

Sonrada Çerkez’in Kahvesi’nde yorgunluk kahvesi içmeyi hak edecek bir keyif, ancak Sivas’a yeni ufuklar kazandıracak bir emek sarfıyla helal olmalı hepimize.

Onu da Beşir Ayvazoğlu’nun kaleminden içmeli gayri…

Çerkez’in Kahvede Bir Kış Gecesi…

‘Yatsıyı kıldı mı adamlar birer birer

İnce kar kuşanmış eski adamlar

Evvela buzlu selamlar

Çözülür aynalarda ‘aleyküm selam’

Hal hatır sorulur hoşbeş edilir

Derken lakırdılar duman altı

Aşık Hulusi’yi gördü ya Aşık Helali

Bir acayiptir hali

Haydi, Helali dokun sazın tellerine

Gidelim yar illerine’…